Terminator: Salvation (Terminatör: Eleştirmenlerin Bittiği An) - McG 2009

Terminatör, bana göre sinemada yansıma bulmuş gelmiş geçmiş en iyi bilim kurgu fikirlerinden birisi. İçerisinde gerilim, korku, aksiyon bulunduran müthiş bir sentez. Üstelik işlerliği olan bir fikir, çünkü her türlü izleyiciyi etkisi altına almasını sağlayacak çıkış ve dayanak noktaları var. Sanırım başarısını da buna borçlu.
Bilim kurgu türünün izleyici nezdinde yaşayabileceği en büyük sorun inanılabilirliği sağlamak. "Yapımcılar" nezdindeki en büyük sorun ise inanılırlığı sağlayacak "yapım maliyetleri"ne katlanmak. Setler, kostümler, makyaj, efektler derken paranız uçuverir alimallah. Zaten film stüdyoları ve yapımcılar dikkat ederseniz iki sebepten dolayı batar (Holywood'da; yoksa Türkiye'de her an batabilir):
1. Başarısız bir tarihi aksiyon filmi çekmek (Örn: Cutthroat Island)
2. Başarısız bir bilim kurgu çekmek (Örn: Waterworld)
Peki Terminatör neden iyi (hatta cin) bir fikir? Bilimkurgunun kralını, günümüzde çektiği için. Böylece yapımcılar, ekstra maliyete katlanmadan (özellikle ilk filmden bahsediyorum) ve izleyicilere zaman ve mekana dayalı disoryantasyon yaşatmadan, müthiş bir öykü anlattılar. Bu durumda içinde zamanda yolculuk olması gerekirdi, ve oldu... Bu durumda içinde aksiyon-gerilim ve dram sentezi olması gerekirdi (altın bileşim), ve oldu...
İlk Terminatör'ü, yatılı okulda, henüz küçük bir çocukken, videoda izlemiştim. Hatta videoda izlediğim ilk filmdir. Öylesine etkisine girmiştim ki günlerce aklımdan çıkmamıştı. Çok iyi film olması bir yana, ucundan birazcık koklatılan "geleceğin karanlık ve umutsuz, kaotik dünyasını" hep merak etmiştim. Karanlık gecelerde kırmızı gözlerinden ışık saça saça, kafataslarını çatur çutur eze eze yürüyen, insanları böcek gibi avlayan durdurulması imkansız soğuk makinalarla dolu bir dünya... Ne yapabilirdiniz? Bir değil, iki değil; "N" tane! Öyle ya, Terminatör filmlerinin bundan önceki her üçü de, "tek bir tane Terminatör'ün yok edilmeye çalışılması" fikri üzerine kuruludur. Öyleyse Terminatörlerle dolu bir dünyada ne kadar şansınız olabilirdi? John Connor, neye, nasıl direnebilirdi?: İnsanlar bu güç dengesizliğinden hareketle, bu denli umutsuz bir savaşı nasıl kazanabilirdi? Bunlar uzun yıllar boyu, cevabı merak edilen, ümitsiz sorular olarak, sinema izleyicisinin zihninin bir köşesinde kaldılar... Ben de hep merak ettim o geleceği. Bu serinin asıl gitmesi gereken yerin, izleyiciye açıklamakla mükellef olduğu varoluşun o olduğunu, filme konu olan fikrin doğası gereği bildim. Arada çekilen iki filmin de, top çevirme mahiyetinde olduğunu hissettim. Holywood'un para biriktirdiğini düşündüm. Paramızı alıyorlardı, çünkü bize anlatmaları gereken bu büyük bütçeli film için para biriktirmeleri gerekiyordu (çok iyi niyetliydim :) Dire Straits'in böyle bir şarkısı var: Ticket To Heaven, hastasıyım). Tek bir Terminatör için bu kadar para harcanıyosa, Terminatör dolu mahvolmuş bir dünyayı resmetmek için ne kadar harcanırdı kimbilir? Sabırla bekledim ve aradaki tüm filmlere koşa koşa başvurup, parayı verdim...
Bu yukarıdaki paragraf, aslında eleştirmenlerin bu filme neden olumsuz reaksiyon gösterdiklerinin altokumasını sağlayacak size. Mesele "beklenti" meselesi... Yoksa film iyi miydi kötü müydü, yönetmen ne yaptı, oyuncular ne yaptı, senaryo nasıldı vs vs gibi, bir filmin eleştirmen nezdinde değerlendirilmesini sağlayacak adil araçlarına başvurmadılar bu filmi değerlendirirken.
Onlar yüzünden bu filmi bu kadar geç izledim. Bu bana para kazandırdı; çünkü film dura dura haftanın filmi olmuş: üç paraya izledik. Öte yandan zaman kaybettirdi: filmin bu kadar iyi olduğunu bilseydim, korkmadan-çekinmeden, yıllardır beklediğim bu post-apokaliptik açılımı daha önce, hatta ilk anda seyrederdim.
Bir kere film çok iyiydi. Senaryosu, aksiyonu, oyuncuları, yönetmeni... Gerçekten "beklediğimin ötesindeydi". Benim anahtar kelimem de işte bu: beklediğimin ötesi. Çünkü bu beklenti kelimesi anahtar kelimemiz anladığım kadarıyla. Ben de kafataslarını eze eze yürüyen, kırmızı gözleriyle gecede ışık saçan terminatörler bekliyodum gerçi ama... Bu film böyle olmadı, ve iyiki de olmadı!![]()
Genelde şu tür eleştiriler okudum: "Mad Max'e benziyor.. John Connor hiç sevimli değil"... Vay beee! Mahvolmuş bir dünyadaki kurak bir coğrafyada, gündüz vakti yapılan her çekim Mad Max'e benzer zaten. Bunun için ne yapabiliriz öyleyse? Bu dünyanın acı gerçekliği ile diğerlerinden çook daha uzun bir süredir muhatap olmak zorunda kalan her adam da Christian Bale'in canlandırdığı John Connor tiplemesine benzer, yazarların kara kavruk dedikleri, avurtları çökük işte o karakter (Bkz: Hemingway, Çanlar Kimin İçin Çalıyor)
Sadece Türk eleştirmenleri değil yabancı birçok eleştirmen de bu filmin kötü olduğu fikri üzerinde birleşmiş gibi görünüyorlar. Oysa ki alakası yok. Bu, düpedüz "iyi" bir film.
Buna kötü diyen, diyebilenlere, Terminatör 2 ve hatta 3'e neden iyi dediklerini ve katlanabildiklerini sormak isterim. Sonuçta onlar, fikir ve orijinalite anlamında bundan fersah fersah gerideler: 2. filmde ilk filmdeki robotun upgrade edilmiş, civa haliyle olan enteresan muhabbetler; ondan sonraki filmde ise potporik özellikteki dişi bir robotla olan enteresan muhabbetler.. Öyküyü bir adım öteye götürmeyi, yeni bir bakışa kavuşturmayı değil, odaktaki robotun yenilenen, başetmesi her geçen bölümde zorlaşan maharetleri ile ilgili olacak biçimde sınırlı, ilk filmin fikrini kopyalayan ve karbon kağıdıyla cukkayı doldurmaya yönelik düzlemlere yapıştıran yapımlar.
Oysa ki Terminator Salvation'da çok iyi bir öykü çizgisi buldum. Önceki filmlerin, karanlık geleceğe düşen bu gölgesinde başka türlü bir öykü vardı. Arnold fiziğinde ve duygusuzluğunda önceki filmlere hapsolan Terminatör fikri, bu filmde duygusal bir derinlik kazandı. Mahvoluş öncesinin zıttı bir resmi (doğal olarak mahvoluşun sonrasını) çizen, resmeden bu filmde Arnold'un yerine geçen Marcus Wright karakteri, Arnold'un tam tersi bir duygusal derinliği yakaladı ve izleyiciye aksettirmeyi başardı. Böylece harika bir simetri yakalanmış oluyor. Marcus Wright karakterinin derinliğinde, her şeye rağmen insan olmanın gücü vardı ve bu kısmen, bu kadar umutsuz bir durumda bile direnişin neden anlamlı olabileceğine dair ipuçları taşıyordu. Arnold'un canlandırdığı Terminatörler ne kadar duygusuz ve kalıpsa, Sam Wortinghton'un canlandırdığı robot da işte o kadar duygulu, kalıpdışı ve anlamlıydı. Ve bu anlam bu filmin doğal olarak insanlığı yücelten sınırları içerisinde çok önemliydi... İçinde bulunulan sert gerçeklik, kurtuluşa dair umutlarını isanlığın anlamının ve gücünün yüceltilmesine bağlı kıldığı için, başvurulabilecek en büyük açılım buydu, ve senaristler Markus Wright karakterinde bunu başardılar. İnsan olduğunu düşünen, insanlığını geri isteyen, makina olduğunun farkında olmayan bir robot... (Bkz. aynı zamanda hastası da olduğum, uzay şovalyesi "Rom")
Aynı şekilde, önceki filmlerde hissetmeyi başaramadığımız Skynet'in, ürkütücü olması gereken yapay zekasının sınırlarına bu filmde ilk defa tanık oluyoruz. Skynet, önceki filmlerde gelecekten geçmişe zırt pırt robot ışınlayan, her seferinde başarısız olan, buna karşılık her seferinde biraz daha belalı bir robot gönderen (beşbela, altıbela, yedibela... vs vs) biraz ısrarcı bir bilgisayar virüsünden farksızdı. Bu filmde ise onun, şeytani bir plan uygulayabilecek kadar insani bir yapay zekaya sahip olduğunu, plan yaptığını görüyoruz. Bu durumda da Skynet'in tanımı ve anlamı ile ilgili taşlar biraz yerine oturuyor ve çok daha ürkütücü oluyor. Ayrıca tasarımcıların yarattığı motorlu, devasa, suda giden vs vs gibi yeni terminatör tipleri de bence çok başarılı ve yaratıcıydı.
Filmin ilk yarısının ikinciden daha iyi olduğunu ve olayların çözüleceği noktada filmin biraz hantal kaldığını düşünüyorum. Buna karşılık aksiyonu ve efektleri ile sürükleyici, oyuncularının ve film ekibinin performansları ile inandırıcı, öykü çizgisi ile de etkileyici bir film olduğunu söyleyebilirim. Eleştirmenlere aldanmayın; bu Terminatör, onların beklentilerinin ötesinde bir Terminatör.











