Gaspar Noe mi, Sam Peckinpah mı, yoksa Stanley Kubrick mi daha misojinisttir diye tartışaduralım, vizyonda öyle bir film var ki bu üçlüden birinin yorumunu taşısa bu tartışmayı sonsuza dek bitirirdi. Kara Yılan İnliyor (Black Snake Moan), afişine, reklamlarına, fragmanına, öyküsünün ana hatlarına baktığınızda "kadın düşmanlığı" etrafında buram buram yabancılık kokan bir filmmiş izlenimi veriyor. Adamımız Samuel Jackson, minimini Christina Ricci'yi yaratık gibi zincirlerle bağlamış, kızcağız halinden memnun görünüyor. Ama aslında filmin kadın düşmanlığı ile alakası yok.
Misojinizmin ötesinde en tepede saydığım üç önemli yönetmenin işleriyle buradaki iş arasında illa ki bir karşılaştırma yaparsak varacağımız sonuç olsa olsa Author Yönetmen olmakla olmamak arasındaki, anlatıya dayalı farklılıklar olur. Bir author yönetmenin, sunduğu anlatı içerisinde, biz izleyicilere "aceba misojinist mi?" diye düşündürebilen "gizli gündemleri", izleyiciyi arayışa ve düşünmeye iten silik hatları, tehlikeli olmayı başarabilen bir felsefesi olur. Oysa ki kara yılan inliyor'da hiçbir belirsizlik ya da tehditkar felsefe yok. Bu film gerçekten de çok ilginç ve bence mutlaka izlenmesi gereken bir film; ancak ondan gizli emareler, kadın düşmanlığı ile ilgili alt anlamlar vs beklememek lazım. Yönetmen Craig Brewer öyküsünü Holywood tarzı bir insancıllık, bir ilahi sevecenlik, bir tanrıseverlik, bir "hepimiz kardeşiz" misyonu altında güzel güzel, uysal uysal anlatmış. Bir author yönetmen çok daha dar çerçevedeki bir senaryoda fırtınalar koparabilecek rüzgara sahipken, neredeyse bir okyanus kadar geniş olan bu filmin senaryosunun üzerinde ise efil efil meltemler esiyor.
Amerika'nın güneyindeki küçük bir kasabada çiftçilikle uğraşan Lazarus (Samuel L.Jackson) eşi tarafından başka bir adam için terk edilmiştir. Lazarus tanrı inancı çok güçlü bir adamdır ve bu aldatılma ve terk edilme dolayısıyla çok kızgındır. Onun kitabında aşk, incelik vb kavramlar kalmamıştır. Bir zamanlar gitarı ağlatan parmakları (kimbilir eşinin sevgisini de belki böyle kazanmıştı) artık toprakla uğraşmaktan nasırlaşmış, kalbi sertleşmiş, yıllardır gitarını eline bile almamıştır.
Diğer yanda ise Rae (Christina Ricci), aynı kasabada yaşamasına rağmen, Lazarus ile kıyaslandığında başka bir gezegende yaşayan bir yaratık gibidir. Beyazdır, sex, drugs ve rocknroll içinde savrulup durmaktadır. Dahası, ilk defa yeraltı edebiyatının ünlü yazarı Chuck Palahniuk'in Tıkanma (Choke) romanı sayesinde varlığından haberdar olduğum bir hastalığın pençesindedir: Seks Hastalığı. Kızımızın durumu en iyi şu kelime ile özetlenebilir: SEXORCIST. Ricci içinde şeytan varmış gibi, belirsiz periyodlarla gelip giden ve engelleyemediği bir seks yapma isteğine sahiptir. Rae'nin üstüne üstlük ABD ordusunda görev yapan ve dolayısıyla kasabadan uzakta bulunan çok sevdiği bir erkek arkadaşı da (Justin Timberlake) vardır.
Rae bir gece öldürülesiye dayak yedikten sonra, Lazarus'un çiftliğinin yakınlarında çöp gibi atılır. Lazarus da onu evine getirir ve kutsal bir görevmiş gibi bakmaya, tedavi etmeye başlar. Ancak kızın, sexorcist durumları karşısında Lazarus, çareyi onu belinden zincirlemekte bulur. Diğer yandan hastalıklı bir takıntıyla onun iyileştikten sonra gitmesine de izin vermez. Her ikisi de bu zorunlu beraberlik nedeniyle değişmeye başlarlar. Kız, yalandan bir iki kere "bırak beni" diye çığırsa da o da aslında zincirlenmiş olmaktan "tuhaf" bir biçimde mutludur.
Şimdi yukarıdaki öyküye bakınca bu filmdeki cinsiyetler ve yaşamlar çatışması üzerinde olabilecek farklı derinlikte milyon tane olasılık akla geliyor. Zincirlenen aslında kimdir? Gerçekte kız mı yoksa adam mı zincirlenmiştir? Lazarus'un tanrı inancı aslında o zamana kadar lafta mıdır? Ve ancak kalbinde sevecenliğe yer açtığı ve nefsini arındırdığı zaman tanrıyı bulacağını mı hissetmiştir? Aynı şeyleri kadın da hisetmiş midir? Kadının hiçbir zaman tadamadığı baba özlemi, Lazarus'un tanrı özlemine ne kadar paraleldir? Filmin temel sorunu, son derece geniş bir anlam alanına sahip olduğu halde, etkiyi ve tepkiyi tam olarak detaylandırıp sonlandırmadan en efil efil, en püfür püfür son mesajı kuşanmış olmasıdır.
Bazı filmler bana senaryo itibarı ile, ortada yer alan tek ve çok güçlü bir sahne etrafında
dokunarak örülmüş ve tamamlanmış gibi gelir. Örneğin masumiyet filmindeki, kırdaki Haluk Bilginer ve Güven Kıraç arasındaki diyalog sahnesi gibi. Kara Yılan İnliyor da bana bunu düşündürdü. Bu filmin odağında çok güçlü bir sahne var ve sanki tüm film de bu sahne etrafında dokunmuş, karakterler ve olaylar buradan başlanarak detaylandırılmış gibi. O sahne de Samuel Jackson'ın elinde elektro gitarı, dizlerini korkuyla sıkı sıkı kavramış Christina Ricci'ye "Kara Yılan Ağlıyor"'u söylediği sahne. Kulubenin dışında fırtına var, elektrikler gelip gelip gidiyor. Kızın sexorcism hayalleri kulubenin kapısına kadar gelmiş, korkudan sıkı sıkı sarılmış, "sakın çalmayı bırakma" diyor. Müthiş güçlü bir sahneydi ve çok iyi çekilmişti. Ayrıca başrol karakterleri de çok iyi detaylandırılmış ve temellendirilmişti. Filmin bana göre eksik noktaları biraz fazla uysal olması, Justin Timberlake'in oyunculuğu, bazı yan karakterlerin detaysızlıkları, kalıplaştırılmış ve zorlama anlamlarıydı (Peder gibi).
Öte yandan ilginç konusuyla, Samuel Jackson ve Christina Ricci'nin mükemmel öyunculukları ile, blues müziğinin güzelliği ve seksiliği ile, odağındaki bahsettiğim o müthiş sahnesi ile; kesinlikle bu ölü yaz mevsiminde kaçırılmaması gereken bir film. İlgnç bir şeyi de not almadan geçemeyeceğim: Genelde TV kanallarının sinema programları suya sabuna dokunmayan programlardır. Hemen her filme kabul edilebilir seviyede bir not verip, konuyu anlatmakla yetinirler. Yalnız sanırım, Business Channel'ın sinema programını hazırlayan kişi bir bayan ve filmin mesajını yüzeysel boyutta çok ofansif algılamış olsa gerek ki, "sakın gitmeyin - çok kötü bir film" yorumunda bulunuluyor film tanıtılırken. TV'deki sinema programlarının bu tür yorumlarına alışık olmadığım için doğrusu çok şaşırdım. (DRM)
Cuma, Ağustos 3
Black Snake Moan (Kara Yılan Inliyor) - Craig Brewer 2006 (8/10)
Kaydol:
Yazı Yorumları (Atom)


0 comments:
Yorum Gönder